26 Temmuz 2012 Perşembe

Garanti’den %0.99 Faiz ve 9 TL Dosya Masraflı Bayram Kredisi



Garanti Bankası’ndan yapılan yazılı açıklamada, bayrama kadar sürecek kampanya kapsamında ihtiyaç sahiplerinin, 3 bin TL kredide, yüzde 0.99 faiz ve 9 TL dosya masrafı ile kredi kullanabileceği, daha yüksek tutarlı kredi ihtiyacı olanların ise düşük faizli ve masraflı, 60 aya varan vadelerde 50 bin TL’ye kadar bayram kredisi seçeneğinden yararlanabileceği belirtildi. 

Garanti Bankası Genel Müdür Yardımcısı Onur Genç, yaptığı değerlendirmede, müşterilerine ihtiyaç duydukları krediyi, en kolay ve ödenebilir şekilde vermeyi amaçladıklarına işaret ederek, “Ramazana özel hazırladığımız Bayram Kredisi sayesinde, müşterilerimiz hem düşük faiz oranlı krediden hem de düşük masraf fırsatından aynı anda faydalanabilecek. Üstelik, ‘tam destek’ özelliği sayesinde, krediyle ilgili farklı ihtiyaçlara çözüm sunuyor. Müşterilerimiz için en uygun kredi seçeneklerini geliştirmeye devam edeceğiz” dedi.





25 Temmuz 2012 Çarşamba

Kredi Kullanacakları Yeni Bir Masraf Bekliyor

Bankalar, ticari kredi kullanan tüketicilerden dosya masrafı ve sigorta masrafının dışında “kredi tahsis ve değerlendirme” ücreti adı altında yeni bir masraf almaya başladı.

 6 ayda bir kesilen kredi tahsis ücreti bankadan bankaya farklılık gösteriyor ve 250 TL-2.500 TL arasında değişiyor. Ticari krediler ardından konut kredileri, ihtiyaç kredileri gibi bireysel kredilerde de tüketiciler sürpriz masraflarla karşılaşabilir.

Tüketicilere “Bankaların hangi uygulamalarından şikayetçisiniz?” diye sorsak büyük ihtimalle ilk iki yanıt şu olur: Kredi kartı aidatı ve hesap işletim ücreti. Bu iki konuda çok sayıda müşteri bankalarıyla davalık olmuş durumda. Açılan davaların çoğu müşteri lehine sonuçlansa da bankalar “Hayır kurumu değil, ticari bir kuruluşuz. Bedava hizmet veremeyiz” görüşünü savunuyor. Bankaların son zamanlarda başlattıkları yeni bir uygulama, yine müşteriler ile bankaları karşı karşıya getirmeye aday. Geçtiğimiz yıllarda sadece birkaç bankanın uyguladığı ve ticari kredilerden aldığı “kredi tahsis ücretini” şimdi çok sayıda banka hayata geçirdi. Kesinti hem de öyle tek sefere mahsus değil. 3 ayda bir örneği de olsa genellikle 6 ayda bir kesiliyor. Kesinti yapılan tutar kart aidatı ya da hesap işletim ücretlerinden çok yüksek.

Ücretler 250-2.500 TL Aralığında Değişiyor

Örneğin 50 bin TL tutarında alınan bir ticari kredi için, 6 ayda bir 250 TL kesen banka da var 500 TL kesen de. Bu tutar 2 bin 500 TL’ye kadar çıkıyor. Şirketi için 120 bin TL kredi kullanan bir işadamı “kredi tahsis ve değerlendirme” adıyla kendisinden 3 ayda bir 250 TL alındığından şikayetçi. Yani 18 ay vadeyle alınan bu kredi için işadamı vade sonunda toplam 1.500 TL + BSMV ödeyecek.

Bu kesintiler müşteriler için tam bir sürpriz oluyor. Çünkü kredi alındığı esnada hiçbir bilgi verilmiyor. Kredi için en başta dosya masrafı da ödeyen müşteri bu ücretten kesinti yapıldığı anda haberdar oluyor. Peki bankalar ticari kredilerden neden bu kesintiyi yapmaya başladı? Düşen kredi faiz oranları ortamı ve azalan gelirler bankaları yeni arayışlara itti. Faiz dışı gelirlere yönelen bankalar da kredi verirken izledikleri iş akış sürecinin her aşamasını ücretlendirme çabasına girdi.

Bu örnek belki konunun daha rahat anlaşılmasına neden olabilir: Kredi vermeden önce bankacılar müşteri ziyaretine gidiyor. Sonra alınan başvuru mali tahlil bölümüne gönderiliyor. Ardından kredi tahsis bölümünün onayı alınıyor ve pazarlama departmanında kredi kullandırılıyor. İşte bu akış içerisinde bankalar “her hizmet” için masraf alma eğiliminde. “Kredi tahsis ve değerlendirme ücretinin” 6 ayda bir alınmasının nedenine gelirsek; bankalar verdikleri kredileri 6 ayda bir revize ediyor. Yani ilk defa veriyormuş gibi dosyaları yeniden inceliyor. Dolayısıyla yeniden çalıştırılan mekanizma için tekrar ücret alınıyor.

Bankalar Masrafta da Rekabet Ediyor

Son yaşanan uygulama bankacılıkta rekabetin her zaman tüketici lehine sonuçlanmadığını gösteriyor. “O banka alıyor, ben de alayım” anlayışı, faizlerin daha da düştüğü bir ortamda konut kredisi ve ihtiyaç kredisi kullananlar da önümüzdeki günlerde yeni yüklerle tanışabilir.

Toplam Kredi Hacmi 6 Temmuz 2012 İtibarıyla 679 Milyar 715 Milyon TL

Bankacılık sektörünün toplam kredi hacmi 1 haftada yüzde 0,44 düşerek 6 Temmuz 2012 itibarıyla 744 milyar 800 milyon liraya geriledi. Kredi hacmi 29 Haziran'da 748 milyar 112 milyon lira düzeyindeydi.
 
Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu'nun (BDDK) haftalık bültenine göre, mali kesime verilen kredilerin toplamı bu dönemde yüzde 8,84 azalarak, 16 milyar 553 milyon liradan 15 milyar 89 milyon liraya düştü.

Bankacılık sektörünün mali kesim hariç toplam kredi hacmi de 6 Temmuz 2012 itibarıyla 679 milyar 715 milyon lira olarak belirlendi. Söz konusu rakam 29 Haziran itibarıyla 682 milyar 910 milyon lira seviyesindeydi. Böylece bir haftada yüzde 0,47 düşüş kaydedildi.

Mali kesim hariç sektörün spot kredi toplamı ise bir haftada yüzde 4,14 düşerek 88 milyar 408 milyon liradan 84 milyar 745 milyon liraya geriledi.

Tüketici kredileri
Katılım bankaları dahil, mali kesim hariç tüketici kredileri bir haftada yüzde 0,10 oranında artış göstererek 179 milyar 70 milyon liradan 179 milyar 243 milyon liraya çıktı.

Tüketici kredilerinin 78,5 milyar lirasını konut kredisi, 7,5 milyar lirasını taşıt kredisi, 64,5 milyar lirasını ihtiyaç kredisi, 28,6 milyar lirasını da diğer krediler oluşturdu.

Bir haftalık süreçte katılım bankaları dahil taksitli ticari krediler toplamı da 82 milyar 273 milyon liradan 82 milyar 175 milyon liraya düştü. Taksitli ticari kredilerdeki gerileme yüzde 0,12 oldu.

Bireysel kredi kartları kullanım tutarı ise 6 Temmuz itibarıyla 63 milyar 18 milyon lira olarak hesaplandı. 29 Haziran'da 63 milyar 156 milyon lira olarak hesaplanan söz konusu tutarda, bir haftalık süreçte yüzde 0,22 düşüş oldu.

Müşteri Tasarruflarının Yüzde 81'i Bireysel Kredilere Gidiyor

Müşteri tasarruflarının yüzde 81'i bireysel kredilere gidiyor.
 
Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Genel Sekreteri Ekrem Keskin, bankacılık sektörü ile ilgili sıkıntıları dile getirdi. Keskin müşteri tasarruflarının yüzde 81'nin bireysel kredileri gittiğini açıkladı.

Türkiye Bankalar Birliği'nin (TBB) ilk yarıyıl değerlendirmesine göre, Haziran'da bireysel kredilerin TL tasarruf mevduatına oranı yüzde 81 olurken, bu, TL tasarrufların yüzde 81'inin bireysel kredi kullanımına gittiği anlamına geliyor.

TBB'nin ilk yarı değerlendirmesi ve beklentileri, Genel Sekreter Ekrem Keskin tarafından düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı.

Türkiye ve uluslararası alandaki gelişmelere yer verilen değerlendirmede, büyüme hızının yıllık bazda ilk yarı sonunda yüzde 5 civarında olduğu, tasarruf açığında yavaş da olsa düşüş görüldüğü, cari işlemler açığının daha düşük, sermaye girişinin de daha yavaş olduğu ifade edildi.

Enflasyonda düşüşün başladığı, yıl sonunda hedefe doğru yaklaşma eğiliminde olduğu vurgulanırken, bütçe açığının geçen yıla göre daha yüksek, hedefin bir miktar üzerinde seyrettiği, kamu borç stokunun GSYH'ya oranının düştüğüne işaret edildi.

Bankacılık sektöründe faiz oranlarında yatay seyir gözlenirken, eğilimin aşağı yönlü olduğu, para piyasalarının geçen yıla göre daha istikrarlı bir seyir izlediği, para talebindeki artışın yavaş olduğu ve GSYH'ya oranının düştüğü belirtildi.

Değerlendirmede, zorunlu karşılıkların bir bölümünün yabancı para olarak tutulmasının TL üzerindeki baskıyı hafiflettiği, likiditeye katkı sağladığı ve bilançoyu etkilediğine dikkati çekilirken, bankacılıkta aktif büyümesinin reel olarak oldukça hızlı yavaşladığı, özellikle tüketici kredilerinde kredi büyümesinin yavaşladığı kaydedildi.

Faiz Oranları Yatay Seyrediyor Eğilim Aşağı Yönlü

Tahsili gecikmiş alacak oranında düşüşün durduğu ve yukarı yönlü baskının olduğu belirtilirken, TL mevduatındaki artışın yavaş, yabancı para mevduatında ise artışın daha hızlı olduğu, mevduatın vadesinin 3 ay düzeyinde kaldığı, tahvil ve bono ihracının hızlandığı, kar hacminin yeniden artmaya başladığı, sermaye yeterliliği rasyosunun sınırlı da olsa düştüğü, Basel II uygulamasının etkisinin sınırlı olacağının tahmin edildiğinin altı çizildi.

Fonlama faizinde eğilimin aşağı yönlü olduğu, reel faiz oranının son çeyrekte yükseldiğine işaret edilirken, hem kredi faiz oranları hem mevduat faiz oranlarının yatay seyrettiği, eğilimin her ikisinde de aşağı yönlü olduğuna dikkati çekildi.

Merkez Bankası Politikasında Bir Miktar Esneme Olabilir


Merkez Bankası'nın geçtiğimiz Eylül ayından itibaren, son üç çeyrekte daha sıkı para politikası izlediğinin altı çizilen değerlendirmede, sonraki dönemlerde bu eğilimin daha dalgalı, ama istikrarlı bir görünüm sergilediği, son zamanlarda aşağı yönlü bir eğilimin olduğu, bugünkü Merkez Bankası toplantısından da bir miktar daha esnemenin olabileceği yönünde beklenti bulunduğu ifade edildi.

Bilanço büyümesinin yavaşladığının altı çizilen değerlendirmede, bilanço dağılımının oldukça hareketli olduğu, 2012 Mayıs itibariyle likit değerlerin payının azalarak yüzde 13, menkul kıymetlerin payının azalarak yüzde 22 olduğu, kredilerin payının ise büyüdüğü bildirildi.

Kredilerdeki büyüme hızının yavaşlamasına rağmen aktifteki diğer kalemlere göre daha hızlı büyüdüğü, yüzde 58'lik payın bankacılık sistemi açısından son yıllarda gerçekleşen ''en yüksek düzey'' olduğu vurgulanırken, bankaların kredi verme politikalarıyla ilgili eleştirilerde bu göstergenin çok dikkatle değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.

TL Tasarrufların Yüzde 81'i Bireysel Kredilere

Tasarruf ve bireysel krediler arasındaki geçişe işaret edilen değerlendirmede, Haziran'da bireysel kredilerin tasarruf mevduatına oranının yüzde 56 olduğu, bireysel kredilerin TL tasarruf mevduatına oranın ise yüzde 81 olduğu, yani TL tasarrufların yüzde 81'inin bireysel kredi kullanımına gittiğine dikkati çekildi.

Performans göstergelerine bakıldığında ise tahsili gecikmiş alacakların kredilere oranının Mayıs 2012 itibariyle yüzde 3 civarında olduğuna işaret edilirken, özkaynakların toplam aktiflere oranının yüzde 12'ler düzeyinde devam ettiği, net kar/özkaynak karlılığının yüzde 13,6, net kar/toplam aktif oranının ise yüzde 1,7 düzeyinde olduğu belirtildi.

Kredilerde kurumsal ve bireysel kredi oranlarının dağılımının Mayıs itibariyle aynı olduğu ifade edilirken, geçen yılın Haziran ayı itibariyle yüzde 14 olan kredi büyümesinin bu yılın aynı döneminde yüzde 10'da kaldığı, bireysel krediler geçen yılın ilk yarısında yüzde 19 büyürken, bu yılın ilk yarısında yüzde 8 büyüdüğü bildirildi.

Sorunlu Kredilerde Yukarı Yönlü Baskı Daha Fazla Hissedilecek

Kredi riskine bakıldığında sorunlu kredilerin toplam kredilere oranındaki düşüşün bu yılın ilk yarısında durduğu, hatta KOBİ ve tüketici kredilerinde yavaş da olsa bir artış olduğu (sırasıyla 3,2'den 3,3'e ve 1,9'dan 2'ye çıktı), kredi kartlarında aşağı yönlü eğilimin devam ettiği kaydedildi.

Ekonomik yavaşlamanın sorunlu krediler üzerinde baskı yaptığı, ancak bunun beklenenden daha az olduğu yönünde bir beklenti bulunduğu ifade edilen değerlendirmede, ikinci yarıda yukarı yönlü baskının daha fazla hissedileceğinin tahmin edildiğine dikkati çekildi.

Bankalar Riskleri Daha İyi Fiyatlamaya Başladı

Bankaların özkaynak karlılığının reel olarak daha iyi olduğu, bankaların riskleri daha iyi fiyatlamaya başladıkları, kredi hacmi büyüme hızı düşse dahi, faiz marjları sayesinde daha olumlu etkinin söz konusu olduğu vurgulandı.

Sektörde çalışan ve şube sayısının arttığı, ancak 2011'e göre daha yavaş bir seyir izlediği belirtilirken, Haziran sonunda istihdamın 183 bin kişiyi, şube sayısının kalkınma bankaları dahil 10 bini geçtiği ifade edildi.

İkinci yarıdan beklentilerde tasarruf dengesinde iyileşmenin sürmesi gerektiğinin altı çizilirken, büyümenin yüzde 4 civarında olmasının beklendiği, son aylarda gözlenen sermaye hareketlerindeki eğilimin büyümeyi yukarı yönde etkileyeceği, para politikasında kontrollü bir gevşeme beklendiği, mevcut koşullarda kredi büyümesinin yüzde 15-18 olması, yıllık karın yüzde 10 artması, özkaynak karlılığının ise yüzde 13,5-13,8 civarında olmasının öngörüldüğü bildirildi.

Gündemdeki Konular


Sektörün gündemindeki konulara da değinilen değerlendirmede, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu'ndaki değişikliklere uyum sürecinin söz konusu olacağı, özellikle Borçlar Kanunu'nun bankacılığı ilgilendiren bölümlerinin bankaların aktif kalitesini olumsuz yönde etkileyeceğinin düşünüldüğüne dikkati çekildi.

Önümüzdeki dönemde dünya ekonomisindeki toparlanmayla birlikte ipotekli konut finansmanında ikinci piyasanın oluşturulmasının çok önemli olduğu, konuya ilişkin raporun hazırlandığı ve bu yöndeki çalışmaların sürdüğü de belirtildi.

Türkiye Bankalar Birliği (TBB) Genel Sekreteri Ekrem Keskin, SPK'nın Kurumsal Yönetim İlkeleri Tebliği ile ilgili ''Uluslararası düzenlemelerde bu konuda öngörülen hususların birçoğu BDDK'nın Kurumsal Yönetim İlkeleri Yönetmeliği'nde var. Dolayısıyla, bu konu onlar dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir'' şeklindeki önerilerini sunduklarını ve ikinci yarıda konunun ele alınabileceğini bildirdi.

Keskin, TBB tarafından hazırlanan ''Bankacılık Sektörü 2012 İlk Yarıyıl Değerlendirmesi''ni açıkladığı basın toplantısında soruları yanıtlarken, Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) Kurumsal Yönetim İlkeleri Tebliği'nin bankalar için uygulanmasının 2013'e ertelendiğini hatırlattı.

Bu konuda SPK Başkanı ve yöneticilerin bankalardan görüş beklediklerini, Tebliğ'de gelen görüşlerle birlikte Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ile de görüşerek bir düzenleme olabileceğinin sinyalini verdiklerini ifade eden Keskin, önerilerini SPK'ya sunduklarını bildirdi.

Keskin, ''Önerimiz şu; uluslararası düzenlemelerde bu konuda öngörülen hususların birçoğunun BDDK'nın Kurumsal Yönetim İlkeleri Yönetmeliği'nde var. Dolayısıyla, bu konu onlar dikkate alınarak yeniden değerlendirilmelidir' dedik. Önerilerimizi çok yakın bir zamanda gönderdik. Bize 'ikinci yarıda ele alacağız' demişlerdi'' diye konuştu.

Tedirgin Eden Genel İşler Şartlarıyla İlgili

Borçlar Kanunu'nda ise bankacılık sektörünü ilgilendiren iki önemli konu bulunduğunu, bir tanesinin genel işlem şartları olduğunu ifade eden Keskin, şöyle konuştu:

''Düzenlemede bankaları tedirgin eden konu şu; genel işler şartlarında diyor ki 'Müşterinizle oturun, kredi sözleşmesini detaylı olarak çalışın. Müşteriniz bu sözleşmenin her bir maddesini kabul ettiğine dair size teyit versin. Bunlar yapılsa dahi sözleşmede müşteri aleyhine olan maddeler geçersiz sayılır.' AB uygulamalarında birçok ülkede genel işlem şartları tacirler arasında uygulanmıyor.

Uygulanan ülkelerde ise 'Eğer sözleşmede karşı tarafın durumunu olağanüstü olumsuz etkileyecek bir madde varsa...' diyor. Dolayısıyla bankacılık sektöründe bu konudaki itirazların kaynağı şu; bankaların alacaklarını tahsil etmesini düzenleyen yasalar çok uzun sürelerde yanıt veriyor.

Bir tacir genel işlem şartlarına uygun olarak sözleşmesini yapmış, ama karşı tacire zarar verecek bir madde var, buna rağmen tacirler kabul etmişler. 'Bu bana zarar verdi, bu sözleşmenin bu maddesi geçersizdir' dediğinde geçersiz hale geliyor. Bu nedenle fevkalade olumsuz. Bir yandan bankaların sermaye yeterliliğinin yüksek olmasını, bilançolarının dengeli, aktif kalitesinin yüksek olmasını istiyoruz. Ama bir yandan aktif kalitesini olumsuz etkileyebilecek bir düzenleme olarak bu hususu gündeme getiriyoruz.''

Kefalet Sözleşmesi

İkinci unsurun kefalet sözleşmesi olduğuna dikkati çeken Keskin, ''Kanunla '10 yıldan daha uzun vadeli kefaletler geçersizdir' dendi. Şu anda diyelim ki 15 yıllık kredi verdiniz ve 15 yıllık kefalet aldınız. Bu kanunla birlikte 15 yıllık kefalet geçersiz oluyor'' şeklinde konuştu.

Bu durumda sözleşmeye imza atan tarafla yeni bir kefalet sözleşmesi yapılabileceğini, ancak 'vermem' demesi halinde kredinin kapatılacağını kaydeden  Keskin, ''Şu anda bankalar harıl harıl bu konularla uğraşıyor ve bu konuların yaratacağı sonuçlarla ilgili çalışıyor'' dedi.

Hizmeti Alan Bedeli Ödemezse Almayanlar Öder

Ekrem Keskin, bankaların verdiği hizmetler karşılığında aldıkları ücretlere ilişkin bir soru üzerine, bankacılık sektöründen hizmet alanların bu hizmetin bedelini ödememeleri halinde bunun bedelinin bu hizmeti almayanların ödeyeceği, yani hizmetin bedelinin ücret halinde ödenmemesinin bankalara faiz marjı olarak yansıyacağı şeklinde sektörde bir yaklaşım bulunduğunu söyledi.

Bundan dolayı faizin yüksek olmasının yatırımı, istihdamı ve üretimi olumsuz etkileyeceğine dikkati çeken Keskin, hizmet alanın kendi aldığı hizmetin bedelini ödemesinin doğal bir unsur olduğunu ifade etti.

Zorunlu Karşılıklara Faiz Verilmesi Talebimiz Devam Ediyor


İpotekli konut finansmanında ikinci piyasanın oluşturulması için raporun da hazırlandığını, bu konudaki çalışmaların sürdüğünü hatırlatan Keskin, Türkiye'de uzun vadeli kaynak bulunmadığını, şu anda uluslararası piyasaların son geldiği noktanın  konut finansmanına dayalı ihracı henüz mümkün kılmadığını, ancak bu dönemin hazırlıklar için uygun olacağını vurguladı.

Keskin, bir soru üzerine, bankaların zorunlu karşılıkların düşürülmesi ve zorunlu karşılıklara faiz verilmesi talebinin devam ettiğini de sözlerine ekledi.

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Yeni KDV Uygulaması Konut Sektörünü Derinden Etkileyecek



Mamak İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Hamza Can, Ankara’da konut üretiminin önümüzdeki yıllarda azalacağını söyledi.

Elektronik Haber Ajansı (e-ha) muhabirinin edindiği bilgiye göre, Konutta uygulanan teşvikler ve kolaylıklar sebebiyle Ankara’da son 10 yıl içerisinde kiracı sayısının azaldığını, ev sahiplerinin ise arttığını belirten Mamak İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Hamza Can, konutta uygulamaya konulan yeni mevzuat ve uygulamaların Ankara’da konut üretimini olumsuz yönde etkileyeceğini söyledi.

Konut kredisi faiz oranlarının düşük olması, maliyetlerin gerçekçi olması sebebiyle 2011 yılında Türkiye’deki konut satışlarının 2010 yılına göre daha verimli geçtiğini ve satışlarda yüzde 17 oranında bir artış gerçekleştiğini ifade eden Mamak İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Hamza Can, “2010 yılında Türkiye genelinde yaklaşık 357 bin adet konut satılmış iken, 2011’de 420 bin adet konutun satışı gerçekleşmiştir. Mütekabiliyet yasası sebebiyle İstanbul ve kıyı bölgelerinde konut satışlarında canlılık devam edecektir. Yine Kentsel dönüşüm sebebiyle deprem riskinin büyük olduğu şehirlerimizde inşaat sektörü canlılığını devam ettirecektir. Fakat bunların dışında kalan yerlerde konut üretimi KDV uygulamaları, rayiç bedelleri, yükselen inşaat maliyetleri sebebiyle azalacaktır. Bu illerin başında ise Ankara gelecektir. 2006 yılından bu yana her yıl 500 binin üzerinde konut üretilmektedir. Yapı ruhsatı istatistiklerine göre, 2010 yılında ruhsat verilen konut sayısı 800 bini aşmıştır. 2011 yılında ise bu sayıda yüzde 20 oranında bir düşüş gerçekleşmiş, 2011 sonu itibariyle belediyeler tarafından ruhsat verilen konut sayısı 640 bin civarında kalmıştır. 2012 yılında bu düşüş devam edecektir” dedi.

Ankara’daki konut sayısının 1 milyon 20 bin olduğunu sözlerine ekleyen Mamak İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Hamza Can, 600 bin kişinin ev sahibi olduğunu 320 bin kişinin kiracı olduğunu, 38 bin kişinin lojmanlarda kaldığını 56 bin kişinin ise ev sahibi olmamasına rağmen kira ödemediğini söyledi. Can, “Ankara bir öğrenci şehri olması sebebiyle kiracılarının içerisinde öğrenciler önemli yer tutmaktadır. Son yıllarda yap sat müteahhitlik hizmetlerini artması, konut üretiminin tahminin üzerinde çoğalması, gecekondularının yıkılarak modern konutların yapılması kiracı sayısını azaltmıştır. Konut fiyatları artmaya devam ederse, insanların yeni konut alma şahsı azalacaktır. KDV’nin konut fiyatlarına eklenmesi ile Ankara’da konut fiyatları yüzde 20 civarında artacaktır” şeklinde konuştu.

Mamak İnşaat Müteahhitleri Derneği Başkanı Hamza Can, Ankara genelinde 1 milyon 20 bin civarındaki konutun büyük çoğunluğunun üç oda bir salon olduğunu belirterek, “571 bin konut üç oda bir salon iken, 302 bin konut iki oda bir salon, 77 bin 500 konut bir oda bir salondan, 8 bin 300 konut 1 odadan, 60 bin konut ise 5 ve üzeri odadan oluşmaktadır. Bu da gösteriyor ki, Ankaralılar genellikle 3 oda 1 salondan oluşan konutları tercih etmektedirler. Fakat önümüzdeki dönemde yükselen fiyatlar sebebiyle insanlarımızın alım gücü düşecek ve daha çok 2+1 evler tercih edilir olacaktır. Bu düşüşün bir sebebi de ailelerin küçülmesi olarak karşımıza çıkacaktır” dedi.

Çin'de Faizlerin Düşmesi Konut Fiyatlarnı Arttırdı

Çin'in başkenti Pekin'de konut fiyatları yüzde 0,3 oranında artarken, Şanghay'daki fiyatlar bir önceki aya kıyasla yüzde 0,2 arttı. Çin, Konut fiyatlarını düşük tutmak için iki yıldır emlak piyasasında kısıtlayıcı önlemler alıyordu.

Çin'de Faizlerin Düşmesi Konut Fiyatlarnı ArttırdıBununla birlikte Çin ekonomisinde yılın ikinci çeyreğinde gözlenen yavaşlama nedeniyle, büyümeyi teşvik edici önlemler alınıyor.

Faiz Oranlarında İki Kez Düşüş 
Çin Merkez Bankası'na son aylarda faiz oranlarında düşüş iki kez yaşandı. Yorumcular, bu sayede ve diğer adımlar ardından konut fiyatlarındaki düşüşün durdurulduğunu kaydediyor. Şanghay'daki Standard Chartered kuruluşundan Lan Shen, "Faizlerin düşürülmesi ve piyasaya yeniden güven gelmesiyle, konut satışlarının toparlanacağı kanısındayız" dedi.

Ekonomiyi Canlandırmanın Tek yolu
Credit Suisse'in Hong Kong'daki ekonomistlerinden Jinsong Du ise "ekonomik veriler zayıf seyretmeye devam ederse yetkililer tek gözlerini kapatıp, konut fiyatlarının artmasına izin verecek. Zira kısa erimde ekonomiyi canlandırmanın tek yolu bu" dedi ve Emlak fiyatlarının yüzde 10 oranında artabileceğini, ama ekonomide istikrar sağlanırsa Çin yönetiminin emlak piyasasına yeniden el koyabileceğini belirtti.

Resmi rakamlara göre Haziran ayında yeni konut fiyatları yalnızca 21 kentte düştü. Reuters'in yayımlanan verilere dayanarak yaptığı hesaplamaya göre, ülke çapındaki konut fiyatları, geçen yıla kıyasla yüzde 1,5 düşüş kaydetti.
Konut Fiyatları Açıklanmıyor
Çin'de artık ulusal düzeyde konut fiyatları açıklanmıyor; bunun yerine bazı kentlere ilişkin veriler yayımlanıyor. Küresel kriz ardından Çin'de altyapı ve İnşaat projelerine büyük harcamalar ayrılmasıyla, Emlak Fiyatları yükselmeye başlamıştı. Yorumcular emlak piyasasındaki spekülasyonların fiyatlarda patlama yarattığını; bu yüzden de yetkililerin fiyatları frenlemeye yöneldiğini kaydediyor. Başbakan Wen Jiabao da, belli başlı kentlerde emlak fiyatlarının düşmesi gerektiğini vurgulamıştı.

20 Temmuz 2012 Cuma

Konut Kredisi Faiz Oranlarındaki İndirim Yarışı Devam Ediyor



Temmuz ayı başında başlayan bankaların konut kredisi faiz oranlarındaki indirim yarışı 20 Temmuz 2012 Cuma haftasında da devam etti
Temmuz ayı başında başlayan bankaların konut kredisi faiz oranlarındaki indirim yarışı 20 Temmuz 2012 Cuma haftasında da devam etti
20 Temmuz 2012 Cuma itibariyle 2 banka faiz oranlarında indirime gitti.  Abank 60 ve 120 ay vadede faiz oranını 1.18’den 1.14’e, DD Mortgage ise 60 ay vadede oranını 1.00’dan 0.99’a, 120 ay vadede ise 1.03’ten 1.01’e indirdi.
Bankaların yaptığı indirimle beraber 21 bankanın (Halkbank, DD Mortgage, Yapıkredi, Denizbank, TEB, Türkiye Finans, Albarakatürk, Anadolubank, Citibank, Finansbank, Ziraat Bankası, Garanti, Tekstilbank, HSBC, İşbankası, Abank, Vakıfbank, Kuveyttürk, Şekerbank, Akbank, İngBank) 120 ay vadede konut kredisi faiz oranları ortalaması 1.19 olurken, 5 yıl vadede oran 1.15 düzeylerinde seyretti. Faiz oranları 5 yıl vadede bankalar arasında 0.99-1.34, 10 yıl vadede 1.01-1.34 aralığında değişkenlik gösteriyor.
Banka ortalamasına göre 10 yıl vadede 100 bin TL konut kredisinin aylık taksiti 1.570 TL, 5 yıl vadede ise 2.316 TL oldu. Ödenecek toplam faiz ise 10 yılda 100 bin TL konut kredisi için 88.345 TL, 5 yıl için 38.988 TL.